Sırf sen sevdin diye


Birini seviyorsun, gökyüzünde bir homurdanma başlıyor. Bulutlar birbirine çarpıyor ya da her ne oluyorsa işte, yağmur başlıyor.

Kimi sevşyorsan onun olduğu toprağa düşüyor bu yağmur. Onun çoraklığına yağıyor. Bir kıpırdanma başlıyor toprağında belli belirsiz. Ancak hızlı çekimde görülebilecek bir kıpırdanma bu.

Bir tür kalp atışı gibi, bir şey atmaya başlıyor yeryüzüne doğru. Sanki içerde bir yumruk varmış da, dışarı çıkacakmış gibi. Doğum öncesi bir tekme gibi.

Anladın işte, daha önce gömülü bir şey, inatla güneşe çıkmak istiyor. Kimsenin durduramayacağı bir şey. Küçücük; kaskatı, renksiz bir tohum, sırf sen onu sevdin diye yağmuruyla buluşuyor.

Biraz daha seviyorsun, toprağı delip bir fidan taşıyor dışarı. İnan o da kendinden habersiz. Bilmiyor henüz meşe mi, kayısı mı, manolya mı. Bilmiyor kokusunu yaprağının. Bilmiyor rengini çiceğinin.Ve tabii bilmiyor tadını meyvesinin.

Sadece gökyüzüne uzatıp kollarını, bir kutlama yaşıyor kendince. Güneşe çıkmayı kutluyor. Birisini onun sevmesinin cesaretiyle kendini gösteriyor işte.

"Niye saklanayım ki" diyor, "Birisi beni seviyorsa, sevilecek bir şeyim. Her neysem."

Az biraz daha seviyorsun ve baharı geliyor. Rüzgar bir postacı gibi müjdeler üstüne müjdeler taşıyor ona. Renkleniyor yaprakları. Sanki boş bir boyama kitabı sayfasıymış gibi, bir çocuk delicesini dolduruyor içini. Hem de taşıra taşıra çizgilerini.

Kollarındaki, karnındaki renklere aklı duruyor. Yumruğunu sıkıp, fışkırıyor dallarından çicekleri, meyveleri. Güneşle yağmurun kızı, gökkuşağı bile kıskanıyor onun bu halini. Nasıl da karıştırmış diyor, benim üst üste dizdiğimi.

Elinde değil biraz daha seviyorsun, gitgide sevilesi bu şeyi. Kendini de seviyorsun hatta, böyle bir şey saklı bir tohumken sevebildiğin için.

Sen sevdikçe, o artık hiç korkmaz oluyor mevsimlerden. Ne sonbaharda sarardığına utanıyor, ne kışın çırılçıplak kaldığına. O kökün onda olduğuna güveniyor artık. Karların eriyeceğini, rüzgarların dineceğini daha doğmadan bile kuşlar gibi selamlıyor geleni. Uğurluyor gideni.

O büyüdükçe büyüyor. Sen sevdikçe seviyorsun. Herkes merak ediyor, bu hızla nereye gidiyorsunuz? İçlerinden diyorlar ki: " Daha ne kadar sevileceğini zannediyorsunuz?!" Bu soruları hiç duymuyorsunuz oysaki, rüzgar başka yere taşıyor o sesleri.

Senin sevginle yeşertip kocaman yaptığı o insan, gün geliyor gölgesiyle senin kusurlarını örtüyor.

Gün geliyor ulu gövdesinin en tepesinden aldığı gökyüzü havadisleriyle, seni koruyor fırtınalardan.

Gün geliyor, "Gel tırman gövdeme de kendinin ne kadar küçük olduğunu gör" diye pansuman yapıyor acılarını önemseyen ruhuna.

Gün geliyor kuru dallarını uzatıyor sana, yakıp ısıtıyorsun. Gün geliyor gövdesine sarılınca, insanlığa dair çok eski hikayeler anlatan ulu çınarlar gibi dertleşiyor seninle.

Sırf sen onu sevdin diye, bunca şeye sebebiyet veriyorsun.

Nil Karaibrahimgil
Kelebeğin Hayat Sırları


0 yorum: